Emlak&Konut

Her yönüyle bütçe açığı

Bütçe Açığı: İsminden de anlaşılacağı üzere bütçe giderlerinin gelirlerden fazla olması durumuna bütçe açığı denmektedir. Bütçe açığı bütçenin yapıldığı dönemde öngörülemeyen ya da öngörülen açıktan beklenmedik nedenlerle sapmalardan meydana gelebilir. Yetkili otoriteler açığı kapatmak için genellikle borçlanma araçlarını kullanırlar. Bu başlık altında inceleyeceğimiz kavramlar aşağıdaki şekilde olacaktır.

a)Merkezi Yönetim Bütçe Açığı
b)Kamu Kesimi Borçlanma Gereği
c)Faiz Dışı Fazla
a)Merkezi Yönetim Bütçe Açığı: Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve gider tahminlerini gösteren bütçedir.
b)Kamu Kesimi Borçlanma Gereği:

Kamu kesiminin bir mali yıl içerisindeki harcamalarının gelirlerini aşması durumunda oluşan meblağ Kamu Kesimi Borçlanma gereğidir. Kamu açığının fazla olması borçlanma gereğini artıracak ve ülke içindeki tasarrufların daha fazla kamuya kaymasına yol açacaktır. Yurt içi tasarrufların açığı karşılamaması durumunda yurt dışından borçlanılmaya gidilecektir. Yüksek Kamu Kesimi Borçlanma gereği hem faizleri yukarı taşıyacak hem de özel sektöre fon aktarılması imkanını azaltacaktır. Bu da ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etki yapacaktır.

c)Faiz Dışı Fazla:

Bütçede önceki yılların borçlanması nedeniyle ödenmesi gereken faiz ödemeleri de olmaktadır. Cari dönemdeki bütçe gelirlerinden faiz ödemeleri haricindeki giderlerin düşülerek yapılan hesaplamadır. Buradaki amaç faiz ödemeleri olmadan bütçenin fazla ya da açık verip vermediğini saptamaktır. Bu nedenle yüksek borç yüküne sahip ekonomiler faiz dışı fazla verebildikleri takdirde faiz yüklerinin gelecek yıllara olan etkisini azaltmaya çalışmaktadırlar.

AB ülkelerinin bütçe açığına baktığımızda Türkiye’nin sadece kendi içinde yıllar itibarıyla bütçe açığını düzeltmekle kalmadığını ve Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin daha üstünde bir performans gösterdiğini görmekteyiz. Pek çok gelişmiş Avrupa Birliği üyesi ülkeden çok daha düşük bir açık rakamı oluşmuştur.

Şekil 1’e baktığımızda 2001 yılında ‘Merkezi Yönetim Bütçesi’ndeki açığın GSYH oranının 2001 yılında 11,6 ile en yüksek seviyede olduğunu görüyoruz. Yıllar itibarıyla sadık kalınan bütçe disiplini sayesinde bu oranın kademeli olarak düştüğünü görüyoruz. Global ekonomik krizin etkilerinin zirveye çıktığı 2009 yılında tekrar bir sıçrama olsa da (5,3) bütçe açığının tekrar düşüş trendine girdiğini görmekteyiz. Bu kapsamda, son yıllarda elde edilen en büyük kazanımlardan biri de bütçe açığı alanında görülmüştür. Türkiye hem GSYH rakamını arttırmayı başarmış hem de istikrarlı bir şekilde uyguladığı mali disiplin sayesinde bütçe açıklarını düşürmüştür. Uzun yıllar faiz dışı fazla vermeye özen gösterilmiş olması da bütçe dengelerine oldukça önemli oranda katkı sağlamıştır. Elde edilen bu bütçe performansı ile yalnızca gelişmekte olan ülkelere kıyasla değil, Avrupa Birliği ortalamalarının da çok altında bütçe açıkları oluşmuştur. Bütçe açığı alanında yaşanan olumlu performansın en önemli etkilerini enflasyon, kamu kesimi borçlanma gereği ve faiz oranları üzerinde görmekteyiz.

Yine şekil 2’de AB Tanımlı Genel Yönetim Bütçe Açığı’nın GSYH’ye oranına baktığımızda da bütçe açığında 2001 yılından itibaren ciddi düşüşün yaşandığını görmekteyiz. 2001 yılında bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 23,7 olduğu görülmektedir. Özellikle 2004 yılından itibaren bu oranda önemli ölçüde düşüş yaşanmış ve 2009 yılında yaşanan global krizin etkisiyle oluşan yükselişi saymazsak yüzde 1 seviyesinde hareket etmiştir. Maastricht kriterine göre yüzde 3 olan bu alanda Türkiye ekonomisi Maastricht kriterinden daha iyi bir bütçe gerçekleşmesi ile karşılaşmıştır. AB ülkelerinin bütçe açığına baktığımızda Türkiye’nin sadece kendi içinde yıllar itibarıyla bütçe açığını düzeltmekle kalmadığını ve Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin daha üstünde bir performans gösterdiğini görmekteyiz. Pek çok gelişmiş Avrupa Birliği üyesi ülkeden çok daha düşük bir açık rakamı oluşmuştur.

Şekil 3’te de Türkiye ekonomisinin yıllar itibarıyla kamu kesimi borçlanma gereği alanında göstermiş olduğu performans görülmektedir.
Grafikten de görüleceği gibi 90’lı yıllarda KKBG’ nin GSYH’ye oranı yüzde 7 seviyesindedir. Bu oran yaşanan ekonomik krizin etkisiyle 2001 yılında yüzde 11,8 ile tavan yapmış ve 2003 yılından itibaren hızlı bir şekilde düşmeye başlamıştır. Yine 2009 yılında yaşadığımız global krizde bu oran yüzde 4,8 seviyesine gelmiş ancak tekrar hızlı bir düşüş yaşayarak yüzde 1 seviyesinin altına gelmiştir. Türkiye ekonomisinin bugüne kadar gerek ülke içinden ve gerekse ülke dışından kaynaklanan sorunlara karşı bu kadar sağlam durabilmesinin altında yatan en önemli sebep bu disiplin olmuştur.

 

Hakan Akbulut

Yorum yap

Takip Edin!