Emlak&Konut

Ölümsüzlüğe Dokunanlar Mardin taş işçiliği

Mezopotamya’da özellikle Türkler’de Anadolu el sanatlarının başında gelen taş işçiliği, yapılarda ve dekoratif amaçlı olarak Mardin ve çevre illerde sıkça görülmektedir.

Günümüzde şehirlerin yaşam arzusuyla, arsızca taşlaşan şehirlerin yanında, ölümsüz dokunuşlarla sonsuzluğa uzanan taşlarıyla öne çıkan Mardin, dünya üzerinde bu özel kültür mirasıyla anılan önemli bir şehrimizdir. Mezopotamya’da özellikle Türkler’de Anadolu el sanatlarının başında gelen taş işçiliği, yapılarda ve dekoratif amaçlı olarak Mardin ve çevre illerde sıkça görülmektedir.

Şehir surları, anıtsal taç kapılar, saray duvarları, cami, medrese, kervansaray avluları, sütun başlıkları, minare, mihrap, minber, çeşme ve şadırvanlarda taş işçiliğinin yoğun kullanıldığını görüyoruz.

Eserlerde ağırlıklı olarak geometrik geçmeler ve hayvan figürleri kullanılmasını temelde, bölgedeki taş işçiliğinin Selçuklu döneminde olgunlaşmasına bağlayabiliriz. Selçuklu sanat anlayışına küçük dekoratif eşyalarda olduğu gibi, yapılarda da bitkisel bezemeler, kabartma hayvan figürleri, açık ve koyu renklerde taşların geometrik örgülerle döşendiği uygulamalarda rastlıyoruz.

Günümüzde taş ustalarının yetişmemesi ve kullanılan malzemenin azalması gibi nedenlerle kaybolmaya yüz tutan bu sanat eserlerinin değerleri katlanarak artmaktadır.

Taş ustaları aslında sanatçılardı. Onlar taş ocaklarından çıkarılan taşları ustalıkla keserek, yontarak işler, üzerlerine yazı yazarlardı. Taş ustalığı taş ocaklarında başlar ve büyük bloklar halindeki taşlar külünk denilen aletlerin yardımıyla çıkarılarak amaçlarına göre ayrılıp düzeltilirdi.

Taş ustaları sanatlarını icra ederken gönye, levye demiri (muhul), tarak, külünk, çekiç, balyoz, keski, ucu sivri çelik kalemler kullanırlardı. ‘Yaprak’ el genişliğinde, ağızları keskin levha demir olup blok taşların arasına çakılarak yerlerinden kopmalarını sağlayan bir başka kolaylaştırıcı alet olarak karşımıza çıkmakta. Taraksa demirci ustaları tarafından taş yontucuları için özel olarak yapılır ve aşındırıcı ağızları çeliktendir. Külünk, saplı ve tarak gibi iki taraflı olup ağız tarafı çelikten, her iki yöne doğru uçları incelen saplı bir alettir.

Ocaktaki taşlar taraklarla dikdörtgen şekline getirilir, yontulmaya hazırlanırdı. Yontulan şekle göre musavvat, altı ayaklı, beş ayaklı veacceli gibi isimler verilirdi. Taşın bir yüzeyi harçla yerleştirilecek duvara iyi tutunması için pürüzlü bırakılırdı. Gönye ayarı için kontroller yapılırdı. Taş ustalarının iki uçları keskin saç taraklarına benzeyen tarak ile işçiliklerine ressam, şair ve heykeltraşlarda olduğu gibi kendi iç dünyalarından gelen duygularını yansıttıkları düşünülüyor.

Türkler taşın mimaride kullanılma biçimiyle Anadolu’da tanışıyor. Roma ve Bizans eserlerindeki taş uygulamaları Selçuklu başta olmak üzere dini yapılarda, han ve hamam gibi eserlerde kullanmaya başlanıyor. Bina yapımında kullanılan taşlar yöreye göre değişmekle birlikte, Konya civarındaki ‘Sille’, volkanik ve andazit özellikte olup pembemsi renkte, kolay yontulan uzun ömürlü bir taştır.

Restorasyon çalışmalarında çıkarılması ve işlenmesi kolay olması sebebiyle eski binaların onarımında tercih edilir. Ayrıca yüksek ısıya dayanıklı olduğu için de Anadolu fırınlarında da sıkça kullanılmıştır.

Güney Doğu Anadolu’ da coğrafyaya ve iklime uygun biçimde Mardin dışında Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır, Kars illerimizde de taş kullanımı yoğun olmuştur. Özellikle taş yapılar gece gündüz ve yaz kış gibi sıcaklık farklarına dayanabilmeleri ve ısıyı dengede tutabilmeleri açısından tercih edilmiştir.

Mimaride kullanılan diğer taş türleri de kıymık, minare kayası, havara taşı (beyaz taş) ve kara taştır. Kara taş genelde zemin malzemesi olarak kullanılan çok sert bir taştır. Çok sert olduğu için işlenmesi de çok zordur. Örneğin Diyarbakır surları kara taştan yapılmıştır.

Havara işlenmesi en kolay taştır. Tebeşire benzer. Yumuşak ve beyazdır. İşlenmesi kolay ve ucuz olduğundan gelir seviyesi düşük kimseler tarafından tercih edilirdi. Havara taşından yapılan binaların ömrü kısa ve renkleri de hava ile temas edince sararmaktaydı, bu yüzden de geliri daha yüksek kimseler, kıymık ve karataş kullanmayı tercih ederlerdi.

İşte günümüze ulaşabilen eserlerin birçoğu kıymık ve karataş gibi malzemelerin kullanıldığı yapılardır. Nemrut Dağı eteklerinde adını yöresinden alan Ahlat taşı da Bitlis’e ait zor çıkarılan ve zor işlenen bir taştır. Mardin’in ise taş yapılar konusunda UNESCO’nun dünya mirası arasında sayılabilecek ayrı bir yeri vardır. Taş işçiliğinin en güzel örneklerini gördüğümüz bu yapılarda yöreye özgü kalker taşı kullanılmıştır.

Çıkarıldığında yumuşak olan bu taş havayla temas ettikçe sarımtırak renge dönüşür, sertleşip dayanıklı bir malzeme haline gelir. Ocaktan çıkarıldığında işlenmesi kolay olduğundan binaların ön yüzeylerinde şekil verilerek çokça kullanılmıştır.

Bu taşlar sabırla ve ustalıkla işlenmiş sanat eserlerini oluşturmuştur. Midyat ve Mardin yapılarında mimari açıdan pek fark olmamasına rağmen Midyat yapılarında Hristiyan-Süryani kültürünün izlerini görmek mümkündür.

Mardin taş işçiliğindeki sır, sabrın ve Mardin halkının kültürlerindeki hoşgörünün ve değişik kültürlerin birlikte yaşam becerilerinin işçiliklere yansımasıdır. Adeta dünyaya örnek teşkil edebilecek nitelikteki Mardin, medeniyet seviyesi ile asırlardır uygarlığın ülkemizdeki kalesidir. Mardin’deki medeniyet zincirinin bozulmadan aktarıldığı taş işçilikleri ile öne çıkan Nisrani Anıt mezar buna önemli bir örnektir. Hoşgörünün büyüklüğü ve medeniyetlere saygı, buranın daha önce Hristiyan mezarlığı iken Müslüman mezarlığı olarak kullanılmaya başlanmasına rağmen, ince işçiliklerle bezenmiş anıt mezarlardaki kültür mirasına dokunulmamış olmasındandır. Bunun dışında her adımı tarihin kilometre taşları ile örülü Mardin’de taş işçilikleri ile öne çıkan pek çok önemli eseri bir arada görmek mümkündür.

Mardin’e 30 kilometre uzaklıkta bulunan Dara harabeleri, Midyat’a 23 kilometre uzaklıktaki Mor Gabriel Manastırı ki dünyada üçüncü büyük manastır olarak tarihe geçmiştir. Bugüne kadar gelen, adını bölgede yetişen ‘zaferan’ yani safran çiçeklerinden almış, ihtişamlı Deyrulzaferan Manastırı, Aznavur kalesi, görülmeye değer tarihi mekanlardır. Duvarlarında astronomi ve tıp bilimine ait simgelerin bulunduğu, avlusunda genişçe bir havuzun yer aldığı Kasimiye Medresesi, insan yaşamını doğumdan ölüme kadar anlatmak için felsefi bir yaklaşım ve mimari düşünceyle tasarlanmış havuzu ile mistik baş döndüren eserlerin başında gelmektedir. Medresenin girişinde kurulan tezgahlarda Mardin’e özgü el işleri satılmaktadır. Medrese Mahallesi’nin kuzeyinde yer alan Zinciriye Medresesi girişindeki taş işlemeler ve dilimli kubbeler, Hazreti Muhammed’in ayak izinin bulunduğu Sıtti Radviye Medresesi ile Ulu Cami, Mardin’e gelen konukların mutlaka görmeleri gereken yerler arasında Mardin taş yapılarının önemli örneklerindendir.

Mardin Taşı Alt Eosen – Alt Oligosen yaşlı resifal kökenli Hoya Formasyonu içinde yataklanmaktadır. Formasyonun ortalama kalınlığı 50-600 metreler arasındadır. Formasyonu meydana getiren litolojiler; tebeşirli kireçtaşları, biyomikrit, dolomitik kireçtaşları, killi ve fosilli kireçtaşlarıdır. Kayaçların renkleri; sarı, pembe, kırmızı, beyaz, kirli beyaz, gri ağırlıklıdır. Taş yatağı yayılımı Mardin- Diyarbakır-Siirt-Adıyaman, Kilis-Gaziantep yörelerine kadar değişik isimlerle anılarak uzamaktadır.

Mardin Taşı 19x20x30 cm boyutlarında ya da özel boyutlarda kesilerek kullanılmaktadır. Mardin Taşı’nın bol gözenekli olanları genellikle kaba işçilikle kullanılır. İnce işçilik görecek taşlar gölgede işlenir ve istenilen şekil verildikten sonra sertleşmesi için ışığa çıkartılır. Bu tür kireçtaşları tebeşirimsi özellikte olduğu için, ince taneli olmaları, çıkartıldıklarında rahatlıkla işlenebilecek özelliklere sahip olmaları nedeniyle ince işçilik için tercih edilmişlerdir.

Mezar, balkon korkulukları ve harp ustalarda kaba işçilik yanında ince işçilik de kullanarak sıra dışı sanat eserleri oluşturulmaktadır. Kaba işçilik özellikle gözenekli, kirli beyaz renkli, tebeşirli kireçtaşına göre biraz daha sert yapılı kireçtaşlarında yapılmaktadır.

Mardin taşı günümüzde ustalarını kaybetmekte ve neredeyse yok olmaya yüz tutmaktadır. Bu nedenle teknolojiyi bu sanat dalı ile buluşturmakta fayda vardır. İstenilen desen ve çizimler bilgisayar ve robot teknoloji yardımı ile taşa işlenerek çağla barıştırılmalıdır. Bu tarz üretim ile hız kazanılıp dış pazar talebi yüksek ürünler ile taş işçiliği için yeni bir yaşam kaynağı sağlanabilir.

 

Yorum yap

Takip Edin!