Emlak&Konut

Geçmişten bugüne Mersin

Mersin, ılıman iklimi, iş gücü potansiyeli, turizm, sanayi ve ticaret potansiyeli ile Türkiye’nin en hızlı gelişen kentlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Mersin, Türkiye’nin, 15.853 kilometrekare yüz ölçümüne ve 2016 yıl sonu hesaplamalarına göre toplam 1.773.852 nüfusuna sahip güzel illerinden bir tanesi… Eski ismi İçel olan il, doğusunda Adana, batısında Antalya, kuzeyinde Niğde, Konya ve Karaman illeri, güneyinde ise Akdeniz ile çevirili. Kuzeyden Toros Dağları’nın en yüksek tepelerine kadar uzanan yaylaları içine alarak, doğu Akdeniz boyunca güney batıya doğru uzanır. Mersin, Akdeniz boyunca uzanan temiz kumsalları, portakal ve limon bahçeleri ile birçok tarihi eserin bulunduğu ve dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu tek şehirdir. Turistik bir il olan Mersin’in ilçeleri şunlardır: Akdeniz, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Gülnar, Erdemli, Mezitli, Mut, Silifke, Tarsus, Toroslar ve Yenişehir. Mersin ili ve çevresinde yaygın olarak tipik Akdeniz ikliminin etkisi görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Bitki örtüsü genellikle Akdeniz iklimine uyum sağlayan makidir.

Modern limanı, büyük sanayi ve ticari kuruluşları ile hızla gelişmekte olan Mersin aynı zamanda büyük bir kültür ve turizm potansiyeline sahip

Mersin’in Tarihi

Mersin’in içine aldığı Kilikia bölgesinin tarihinin, Mersin Yumuktepe ve Tarsus Gözlükule’de yapılan kazıların buluntuları sonucunda, Proto-Kalkolitik ve Neolitik çağa kadar uzandığı belirlendi. Hitit’lerin Anadolu’ya egemen oldukları uzun yıllar boyunca, Kilikia’da da faaliyette bulundukları yine kazılardan çıkan mimari buluntularla belgelenmiş. Kilikia hakkındaki en kapsamlı bilgiler, İskender sonrasındaki döneme aittir. İskender Anadolu’ya geçtikten sonra M.Ö. 333 yılında Persleri ikinci kez Issos’da yener ve İskender İmparatorluğu içinde Kilikia da yer alır. İskender’in genç yaşta ölmesinin ardından fethettiği topraklar, müttefik üç general tarafından paylaşılır ve Kilikia’da Seleukoslar dönemi başlar. M.Ö. 68 yılı civarlarında Roma senatosunun Kilikia’yı, başkenti Tarsus olan bir Roma eyaleti yapmaya karar vermesi bölgenin geleceği için bir dönüm noktası olur. Böylece Kilikia askeri bölge ilan edilmiş olur. Bu ilan, Dağlık Kilikia’nın doğrudan Roma’nın idaresine bağlanması ve bu tarihten sonra düzenli olarak Roma valileri tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir. Roma ve Bizans egemenliğini yaşadıktan sonra XVII. yüzyıldan itibaren Müslüman Arapların da görüldüğü bölgede, Bizans’ın merkezi otoritesinin zayıflamasıyla birlikte aralarında Ermeni prensliklerinin de bulunduğu çeşitli feodal örgütlenmeler baş gösterir.

Mersin ismi nereden geliyor?

Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş vardır. İlki civarda yetişen ve Akdeniz ikliminin tanıtıcı bitkisi olan, Arapların ‘hambales’ dedikleri Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiği; ikincisi ise Mersin adının bu bölgede yaşayan ‘Mersinoğulları veya Mersinoğlu’ adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğini kabul eden görüştür. Araplar ve Bizanslılar arasında bir kaç kez el değiştiren bölge, sınır bölgelerinden biri olmuştur. Bu sınır bölgeleri konumları itibarıyla sıklıkla egemen devletlerin değişmesine tanık olmuştur. İl, Osmanlı egemenliğine kadar, önce Bizans ile İslam dünyası arasında, sonra Selçuklu ve Osmanlı Devleti ile Memlukler arasında bir sınır bölgesi olarak el değiştirmiştir. Mersin, Müslüman Arapların 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından, 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirir. Ancak 637 yılından itibaren il, Hristiyanlığın yanı sıra İslam kültürünün silinmez izlerini de taşımaya başlar. Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu önderliğindeki Türkmen gruplarının 1082-1083 yılları arasındaki akınları ile Türkler bölgede ilk kez görülür. 1243 ile 1253 yılları arasında Moğol denetimine giren bölge, 1318 yılında Karamanoğulları, Moğollar ve Memlukların egemenlik savaşlarına sahne olur. Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 1476’da Karamanoğulları Beyliği’ne son vermesi üzerine ilin de bulunduğu coğrafya, Osmanlıların ve Memlukların doğrudan karşılaştıkları bir alan olmuştur. 1482 ile 1485 yılları arasında Osmanlılar’ın Kilikya’ya inmesi ve Memluklar’a bağlı Ramazanoğulları’nı birkaç kere yenmesine karşın 1485’ten sonra da bölgede Memluklar’ın etkisi sürmüştür. Özellikle 1488 yılında Adana Ağaçayırı’nda Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın 60 bin kişilik ordusunun Memluk ordusuna yenilmesi, Osmanlı’nın bölgeye egemen olma konusunda karşılaştığı güçlükleri göstermektedir. Osmanlı Devleti, bölgeye ancak 1516-1517 yıllarında Mercidabık ve Ridaniye Savaşı’ndan sonra egemen olabilmiştir.

Milli Mücadele Dönemi’nde Mersin

Çukurova Bölgesi, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra İngilizler ve Fransızlar tarafından işgale uğrar. Mersin ve çevresi Kuvayi Milliye’nin güçlü direniş cephelerinden birisi haline gelir. Mustafa Kemal Atatürk, mütarekenin imzalanmasının hemen ardından Adana’ya gelerek Alman Mareşali Liman Von Sanders’ten Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığı’nı devralmıştır. Burada Adana Vilayeti’ne bağlı sancaklardan gelen temsilcilerle görüşmüş, onlara alınması gereken tedbirler konusunda bilgi vermiştir. Mersin’de işgal haberinin duyulması halkta heyecan ve telaş yaratır. Çok geçmeden Mersin,17 Aralık 1918’de mütarekenin ilgili hükümleri gerekçe gösterilerek çoğunluğu Hintli askerlerden oluşan İngiliz ordusu tarafından işgal edilir. Ocak 1919’da Fransızlar da aynı yöntem ve gerekçelerle Mersin’i işgal etmişlerdir. Böylece Mersin, iki müttefik devlet tarafından işgal edilmiş duruma gelmiştir. İşgal süresince Mut’ta, Mersin’de, Gülnar’da, Silifke’de, Arslanköy’de kurulmuş olan müdafaa-i hukuk teşkilatları, çeşitli silahlı birlikler oluşturarak yörede Fransızlara karşı önemli bir mücadele yürütmüşlerdir. Mersin, bu işgalden ancak 20 Ekim 1921’de Fransızlar’la Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması’ndan sonra kurtulabilmiştir. 20 günlük ateşkes süresi daha dolmadan taraflar arasındaki çarpışmalar yeniden başlamıştır. 20 Ekim 1921’de Türkiye Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ile Franklin Bouillon arasında geçen 2 haftalık müzakereden sonra 13 madde halinde düzenlenen, ‘Ankara Antlaşması’ imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Suriye sınırımız Hatay dışında bugünkü şekliyle çizilmiş ve Fransızlar 20 Aralık 1921 tarihine kadar bu sınırın kuzeyinde kalan askerlerini çekmeyi kabul etmişlerdir. Ankara Antlaşması Güneydoğu Anadolu ile Çukurova’da süregelen savaşlara son veriyor, işgal altındaki yörelerin kurtarılmasını sağlıyordu. Bölgede, 5 Ocak 1922 tarihine kadar devir ve teslim işlemleri de sona ermiştir. Mersin’in işgalden kurtuluş tarihi ise 3 Ocak 1922’dir. Çukurova’nın işgalden kurtuluşunu simgeleyen süreç 20 Ekim 1921 tarihinde TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Fransız ordusu ile antlaşmanın resmi hükümleri yerine getirilmiş ve Fransızlar Türk topraklarından çekilmeye başlamışlardır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Mersin, vilayet merkezi ve vilayetin ismi de Mersin Vilayeti olmuştur. 1933 yılında 2197 sayılı yasayla İçel (Silifke) ve Mersin Vilayetleri birleştirilerek bugünkü sınırlarıyla İçel Vilayeti oluşturulmuştur. 20 Haziran 2002 tarihinde TBMM’de kabul edilen bir kanunla, İçel adı yeniden Mersin olarak değiştirilmiştir. 1870’lerde 8047 nüfuslu bir kazayken, 57 yıl sonra 1927’de Mersin Vilayetinin merkez ilçesinin nüfusu 47.000’e ulaşmış böylece Akdeniz’in önemli kentlerinden birisi durumuna dönüşmüştür. 19. yüzyılın başlarına değin kullanılmakta olan Tarsus (Kazanlı) Limanı’nın alüvyonla biriktirmeler sonucunda buradaki nehrin ağzının dolması artık gemilerin kıyıya yaklaşmalarına engel olmuştur. Böylece antik dönemden itibaren kullanılan Tarsus yerine gemilerin yanaşmasına daha elverişli Mersin Limanı kullanılmaya başlanmıştır. Mersin Limanı doğal bir limandır. Bölgede üretimi yapılan tarımsal ürünlerin ihracatının ucuz ve güvenli bir biçimde yapılabilmesi için Mersin Limanı ile Adana ve Tarsus demiryolu bağlantısı 1888 yılında yapılmıştır. Böylece Mersin artık ithalat ve ihracatın yoğunluklu olarak yapıldığı bir liman kenti olmuştur. İthalatı yapılan ürünler yine buraya getirilip buradan çevre vilayetlere, sancaklara, kazalara ve köylere ulaştırılmıştır. Çukurova’da tarım yapılabilecek alanların ıslah edilmesine bağlı olarak bölgede tarımsal üretim miktarı ve çeşidi artmıştır. 1980 sonrasında ise faaliyete geçen Mersin Serbest Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgeleri ile Mersin Sanayisi ve bölge ekonomisi önemli bir atılım içine girmiştir. Mersin kent nüfusu da, 1980 sonrası yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalarak devamlı artış göstermiştir. Mersin Türkiye’nin göç alan önemli kentlerinden biridir.

Mersin’in Kültür Varlıkları

UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde Mersin’den 4 adet kültür varlığı yer alıyor

Mersin’den Dünya Miras Geçici Listesi’ne giren kültür varlıkları sırasıyla; 2000 yılında giren Alahan Manastırı ve St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve Çevresi ile 2012 yılında giren Mamure Kalesi ve 2014 yılında giren Korykos Antik Kenti (Kızkalesi)

Alahan Manastırı

Alahan Manastırı, Mersin-Karaman karayolu üzerinde, Mut ilçesinin 20 km kuzeyinde yer alır. 1300 m yükseklikte ve Göksu Vadisi’ne bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hristiyanlığın Kapadokya ve Likonya’da (Konya) yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa’ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. St. Paul ve yine Tarsus’ta yaşamış Hristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya’ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır. İşte bu iki Hıristiyan Aziz’in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.

St. Paul Kilisesi

Cumhuriyet Mahallesi’ndeki kilise Hristiyanlarca Aziz Paulus Kilisesi olarak tanınmıştır. Paulus’un kendisinin yaptığı, bahçesine bir ağaç diktiği çevresinde bir mezarlık bulunan küçük bir Ermeni kilisesinden bahsederler. Bu kilise 1862 yılında bir fermanla yenilenerek bugünkü Paulus Kilisesi yapılmıştır. Daha sonra Hristiyan cemaatin Tarsus’tan ayrılması ile uzun zaman boş kalan kilise, kısa bir dönem askerlik şubesi ve lojman binası olarak kullanılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca koruma altına alınarak onarımı yapılmış ve müze olarak açılmıştır.

St. Paul Kuyusu ve Çevresi
Tarsus merkezinde, Cumhuriyet alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, St. Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St. Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St. Paulus’un Hristiyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.

Mamure Kalesi

Akdeniz kıyı şeridinde, bugüne sağlam gelebilmiş nadir Türk kalelerinden birisidir. Anamur’un 6 km doğusunda, Bozdoğan Köyü sınırları içerisindedir. Yüksek kayalıklar ve düzlükler üzerine kurulmuş olan Mamure Kalesi, birçok Anadolu kaleleri gibi antik temeller üzerine inşa edilmiştir. Büyük kesme taşlardan yapılmış olan antik temellerin, hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı tam tespit edilememiştir. Kale üç bölümden oluşmaktadır. Yüksek duvarlarla ayrılmış doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale ve bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kaleden oluşmaktadır. 39 kulesi, su sarnıçları ve camisi, dışında hamamı bulunan kalenin etrafı 10 m genişliğinde savunma amaçlı hendekle çevrilidir.

Kızkalesi

Beldenin adını aldığı ve Deniz Kalesi olarak da anılan Kızkalesi, belde sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğu öğrenilmiştir. Cem Sultan 1482 yılında Temmuz ayında Rodos şövalyelerinin yolladığı gemiye binmeden önce Mersin’den buraya gelmiş, Kızkalesi’nde kalmış, Anamur üzerinden de İtalya’ya gitmiştir.

Mersin Mutfağı

Arap ve Türk mutfağının bir sentezi olan Mersin’de birçok özel lezzet bulunuyor.

Tantuni
Mersin’in dünyaca ünlü lezzeti hiç şüphesiz tantunidir. Bölgeye has etli bir dürüm çeşidi olan tantuni, özel olarak ortası çukur ve sac tavalarda hazırlanır. Ekmek arası ya da lavaş içinde dürüm olarak servis edilir, acı biber turşusuyla yenir.

Lepe
Patates, domates ve soğan ayrı ayrı doğranır. Bir taraftan da yağ eritilir. Eriyen yağda soğan ile salça kavrulur. Patates ilave edilerek kavrulma islemine devam edilir. Bir sure sonra domates ilave edilir. 5 bardak su konduktan sonra tuz atılır. Kaynamaya devam ederken bulgur dokulur. 20-25 dakika pisirilip dinlendirildikten sonra servis yapılır.

Mersin içli köfte
Kuşbaşı etler küçükçe doğranıyor. Yıkayıp, süzüldükten sonra saca koyulup margarin ekleniyor. Etler suyunu bırakıp, çekene kadar bekleniyor. Kavrulmaya başlayınca devamlı karıştırarak kavurmaya devam ediliyor. Sonrasında saca yeşil soğan, kuru soğan, domates ve yeşil biber doğranıp, kalan yağın içinde 5 dakika karıştırarak kavruluyor. Pide ekmeklerinin içine koyup servis yapılıyor.

Mersin Tarsus Kebabı
Mersin Tarsus Kebabı yöreye özel ayranlı ekmek ile servis ediliyor. Kuzu butlarından ve boşluğundan alınan etler, çekilip kıyma haline getiriliyor. Kırmızıbiber, kuru soğan ve baharatlar ile marine ediliyor. Şişe dizilen etler kor ateşte 7-8 dakika pişiriliyor ve domates, biber, sumaklı soğan ve maydanozdan oluşan garnitür hazırlanıyor.

 

Kerebiç
Mersin bölgesinde özellikle Ramazan aylarında yapılan kerebiç, Lübnan kurabiyesi olarak da biliniyor. Bu tatlı için özel tahta kalıplar vardır. İç harcında Antep fıstığı yerine ceviz de kullanılabiliyor. Kerebiç tatlısı çöven otu kreması eşliğinde servis ediliyor.

Yörük sıkması
Unu, yağı, tuzu ve kurutulmus ekmekleri biraz su kullanıp yoğurarak hamur haline getiriliyor. Hamurdan ufak parçalar kopararak yuvarlar ve ince bir şekilde açılıyor. Açılan hamurlar sacta pişiriliyor. İçleri isteğe göre patates ve peynir ile doldurulabiliniyor.

Gölevez
Birçok ülkede patatese alternarif olarak yetiştirilen gölevez, Mersin’de önemli bir besin kaynağı. Gölevezi yıkayıp kabuğunu soyun ve ceviz büyüklüğünde küpler halin doğrayın. Kuşbaşı etleri ve yağı bir tencereye aktarın. Ateşte sıklıkla karıştırarak 5-6 dakika, etler suyunu verip tekrar çekinceye kadar kavurun. Üzerine 2 su bardağı sıcak suyu hemen ekleyip kısık ateşte 25-30 dakika daha pişirin.

Karsambaç
Mersin’de buz ve pekmezle yapılan dondurma tatlısına karsambaç deniyor. Bazı yerlerde pekmezle birlikte Akdeniz meyveleri de kullanılıyor.

Cezerye
Mersin’in en meşhur tatlılarından biri de cezeryedir. Havucun başrolde olduğu cezerye hem lezzetli hem doyurucu.

 

 

Melike Güz

Yorum yap

Takip Edin!