Emlak&Konut

Her mevsimi ayrı güzel BOLU

Karadeniz Bölgesi’nin doğusunda yer alan 299 bin 896 nüfuslu, 8458 kilometrekare yüzölçümüne sahip Bolu’nun merkez ilçe haricinde 8 ilçesi, 4 beldesi ve 511 köyü bulunuyor. Bunlar, Dörtdivan, Gerede, Göynük, Kıbrıscık, Mengen, Mudurnu, Seben ve Yeniçağa’dır. Bolu topraklarının yüzde 56’sını kaplayan dağları, doğasının sahip olduğu güzellikte başı çekiyor. İlin güneybatı – kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları, Abant Dağları (1748 m), Gerede’nin kuzeyinde Arkot (1877 m) ve Göl Dağları (1112 m) yer alıyor. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu’nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m yüksekliğindedir. Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi nedenler, çok sayıda gölün oluşmasına olanak tanımış. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat Bolu’nun en önemli gölleridir.

İklim ve bitki örtüsü

Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer alır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülür.
Bitki Örtüsü: Bolu’da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının yüzde 55’i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri ise kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.

Tarihi

M.Ö. 1200’lü yıllarda Bolu Friglerin elindeydi. M.Ö. 6. yüzyılda Persler bölgeye hakim oldular. M.Ö. 336’da Büyük İskender Persleri yenerek Bolu’yu da ele geçirdi. Büyük İskender’in ölümü üzerine Makedonya yıkılınca Bolu bölgesinde Bitinya Krallığı kuruldu. Yazılı belgeler, o dönemlerden kalan arkeolojik eserler ve tarih kaynaklarına göre, Trak göçleri sonunda Sakarya ve Filyos Nehri’nin yayı içine yerleşen halk ‘Bithyn’ ismi ile anılıyordu. Bu yüzden Bolu’nun da içinde bulunduğu Kuzeybatı Anadolu’ya ‘Bithynia’ denilmiştir. Bithynler tarafından Salonia Campus denilen Bolu Ovası ve çevresinin adı Romalılar tarafından ‘Claudio Polis’ olarak değiştirilmiştir. Bolu isminin de ‘Polis’ten geldiği sanılmaktadır. Üç tepe üzerinde kurulmuş olan şehir içte ve dışta surlara sahipti. Şehrin kuzeyinde Halı Hisarı bölgesinde bu surların kalıntıları görülebilmektedir. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devleti’nin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karateki ve Saltuk Beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu, Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedilmiştir. Bolu yöresine Osmanlı akını ilk kez Osman Gazi tarafından başlatılmıştır. Bolu yöresinin tümüyle fethedilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına (1324 – 1326) rastlar. Bir rivayete göre Osmanlılar zamanında bölgede, bol olarak Uluğ – Alim olması nedeniyle önceleri ‘Bol Uluğ’, zamanla yöre Bolu olarak isimlendirilmiştir. Yıldırım Beyazid’in ölümü ile başlayan şehzadeler savaşına Bolu, birçok kez sahne oldu. Bolu, Ankara Savaşı sonrası Timur’un talan ettiği bölgelerin dışında kaldığı gibi, bu tehlike bitinceye kadar, Osmanlı Devleti’nin 2. kurucusu sayılan Çelebi Mehmet’i de Kızık Yaylası’nda barındıran belde olmuştur. Çelebi Mehmet’in Osmanlı Devleti’nin birliğini sağlamasından sonra ise Bolu, düzenli bir yönetime kavuşur. 1324 – 1692 yılları arasında Bolu, 36 kazası olan bir sancak beyliği idi. XVI. Yüzyılda Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri oldu. 2. Bayezit döneminde Şehzade Süleyman (Kanuni) buraya atandı. 1683-1792 yılları arasında Bolu, Voyvodalıkla yönetildi. II. Mahmut zamanında ise Mutasarrıflığa dönüştürüldü. (1811) Tanzimat sonrası Bolu; Kastamonu eyaletine bağlandı (1864). 1909 yılında ise tekrar Mutasarrıflığa dönüştürüldü. Mondros Mütarekesi’nin yürürlüğe girmesi ve İzmir’in işgal edilmesinin ardından Bolu yöresinde ilk Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Gerede’de örgütlendi. Bolu 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında düşman işgaline uğramadı fakat maddi zarar gördü. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan milli mücadele dönemlerinin sonunda Bolu, 10 Ekim 1923’de Mutasarrıflık devrini tamamladı ve vilayet oldu.

Bolu’da yapabileceğiniz aktiviteler

• Abant Gölü, Yedigöller ve Bolu Yaylaları’nı ziyaret edebilirsiniz.
• Yedigöller Milli Parkı içerisindeki ‘Kapankaya Manzara Seyir Yeri’ne çıkarak gölleri ve enfes manzarayı izleyebilirsiniz. Yedigöller’de kamp yapabilirsiniz.
• Göynük ve Mudurnu ilçelerindeki Türk Evleri ile Seben Kaya Evleri’ni gezebilirsiniz.
• Kartalkaya’da kayak, Abant’ta yamaç paraşütü, Aladağ-Beşpınarlar’da doğa sporları yapabilirsiniz.

Bolu’nun doğal güzellikleri

Yedigöller

2019 hektar büyüklüğündeki Yedigöller Havzası, 1965 yılında milli park olarak korumaya alınmıştır. Milli park bünyesinde Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olarak 7 göl bulunuyor. Bolu’nun 42 km kuzeyinde yer alan Milli Park’a ulaşım, kışın Bolu–Yedigöller güzergâhı kar nedeniyle kapandığından sadece Yeniçağa–Mengen–Yazıcık üzerinden gerçekleşiyor. Havza kayan kütlelerin vadilerin önlerini kapatması sonucu oluşan, yüzeysel ve yeraltı akışlarıyla birbirine bağlı, kuzeyden güneye 1500 m mesafede sıralanmış 7 gölden oluşuyor.
Yedigöller aralarında 100 m yükselti farkı bulunan iki plato üzerindedir. Ortalama 780 m yükseklikte olan platodaki göllerin en büyüğü Büyükgöl’dür. En derin yeri ise 15 m’dir. Büyükgöl’ün güneydoğusundaki Deringöl, 20 m uzunluğundaki akan bölümü ile Büyükgöl’e bağlıdır. Büyükgöl, Yedigöller’de canlı alabalık yetiştirilmesi için damızlık amaçlı kullanılmaktadır. Ülkemizde ilk alabalık üretme istasyonu 1969 yılında burada kurulmuştur. Büyükgöl’ün kuzeyinde ise Seringöl bulunmaktadır. Diğer platodan 100 m yükseklikteki platonun en geniş gölü Nazlıgöl’dür. Dibinden sızdırdığı bol miktardaki su, gölün kuzeydoğusunda yüzeye çıkarak bir şelalenin oluşmasına sebep olduğu için ‘Şelale Gölü’ diye de anılır. Aynı platoda Sazlıgöl, İncegöl ve Küçükgöl bulunur. Yedigöller Milli Parkı bilimsel inceleme ve araştırmalar için de kuvvetli bir altyapıya sahiptir ve çok sayıda bitki türünü içerir. Milli Park sahasında 100’ün üzerinde kuş türü tespit edilmiştir. Bu özellikleriyle Yedigöller Milli Parkı tam bir doğa cennetidir.

Abant Gölü

Bolu’nun 34 km güneybatısında Abant Dağları üzerinde yer alan Abant Gölü, doğal bir göldür. Bolu’ya 34 km, Ankara’ya 225 km, İstanbul’a 258 km. uzaklıkta yer alır. 125 hektar genişliğinde olan gölün denizden yüksekliği 1325 m’dir. Yer altı suları ile beslenir. En derin yeri 45 m’dir. Gölün bulunduğu bölgenin 1150 hektarlık bölümü, 1988 yılında ‘tabiat parkı’ olarak koruma altına alınmıştır. Yılın her ayı ayrı güzelliklere sahip bulunan gölde, piknik, kamp, sportif olta balıkçılığı, yürüyüş, bisiklet sürüşü ve at biniciliği yapılabiliyor.

Kartalkaya

Bolu’nun dünyaca ünlü kayak merkezi Kartalkaya, Bolu il merkezinin 38 km güneydoğusunda, Köroğlu Dağı turizm alanı içerisinde yer alıyor. Kayak alanı 1850–2200 m yükseklik üzerinde bulunur ve ortalama 250 cm kar kalınlığı vardır. Alp kayağı, kayaklı koşu (cross-country) ve tur kayağı için uygun koşullara sahip olan bölgede yılın 4 ayı (15 Aralık-15 Nisan) kayak yapılabiliyor. Kartalkaya’da toplam 28 adet pistin uzunluğu 30 km’yi buluyor.

Gölcük

Bolu’nun merkez ilçeye bağlı bir köyü olan Gölcük, bir vadinin içine gizlenmiştir. Bolu’ya 15 dakika, İstanbul ve Ankara’ya 2 saat uzaklıktadır. Her mevsim ayrı güzellikler sunan bölge bir doğa harikasıdır.

Bolu’nun tarihi ve kültürel yapıları

Akşemseddin Türbesi

Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet’in hocasıdır. Bolu Göynük’te yer alan Akşemseddin Türbesi, 1464 yılında Fatih Sultan Mehmet’in isteği üzerine yapılmıştır. Akşemseddin Türbesi’nin yapımında kesme taş kullanılmıştır. Türbenin içerisinde Akşemseddin’in oğulları Fakih ile Nurihüda’nın da sandukaları bulunuyor. Ayrıca bölgede 1988 yılından bu yana her yıl Akşemseddin’i anma törenleri yapılıyor.

Zafer Kulesi

Şehrin simgelerinden biri olan Zafer Kulesi, dönemin kaymakamı Hurşit Bey tarafından 1923 yılında inşa edilmiştir. 1960 yılında ise orijinal yapısını bozmayacak şekilde restore edilmiştir.

Bolu Müzesi

Önemli eserlerin sergilendiği Bolu Müzesi, 1975 yılında müze müdürlüğünün kurulması ile Bolu ve çevresinde çalışmalara başlamıştır. Toplanan eserlerin sergilendiği müze binası 1981 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Müzede, etnografya ve arkeolojik eserler sergilenmektedir. Müzede sergilenen arkeolojik eserler; Osmanlı, Frig, Urartu, Lidya, Grek, Roma ve Bizans devirlerine, Neolitik Dönem, Eski Tunç Çağı’na aittir. Müzede 3286 adet arkeolojik, 1677 adet etnografya ve 12095 adet de sikke olmak üzere toplam 17058 adet eser bulunmaktadır. Müze Pazartesi günleri ve dini bayramların ilk günleri saat 13:00’a kadar kapalıdır.

Mudurnu Yıldırım Bayezid Camii

Mudurnu’da bulunan tarihi 1374 yılına kadar uzanan cami, Osmanlı’da Yıldırım Bayezit’in Bolu şehzadeliği döneminde kendisi tarafından yaptırılmıştır. Günümüze kadar korunarak gelmeyi başaran ibadethane hala kullanıma açıktır. Osmanlı erken dönem mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, sekiz istinatlı camilerin ilk örneklerindendir.

Gazi Süleyman Paşa Camii

Gazi Süleyman Paşa Camii Göynük’te 1331-1335 yılları arasında inşa edilmiştir. Caminin bulunduğu yerde, Gazi Süleyman Paşa’nın evi yer alır. Cami, 1875 yılında bir sel baskınında yıkılır ve 1878 yılında II. Abdülhamit tarafından tekrar inşa ettirilir.

Bolu mutfağı

Türkiye’nin aşçılarıyla nam salmış olan Bolu mutfağının ismini duymak bile iştah kabartıyor.

Yayla Çorbası: Tencerede tuzlu su kaynatılır ve ayıklanmış pirinç suyun içine atılır. Başka bir tencerede pişirilen nohut tencereye ilave edilir. Bir kapta 1 bardak un, 2 kaşık süzme yoğurt ve 1 yumurta çorba ile karıştırılır. Pişirilen çorbanın üzerine kızartılmış tereyağı dökülerek servis gerçekleşir.

Yoğurtlu Bakla Çorbası: Tencerede kaynayan suyun içine küçük bir soğan rendelenir. Baklalar kırılıp yıkandıktan sonra tencereye atılır ve pişirilir. İçine un, yoğurt, 1 yumurta atılır ve tuz eklenerek karıştırılır. İyice piştikten sonra üzerine yağ kızdırılıp dökülür ve servis yapılır.

Kabaklı Gözleme: Kat kat açılan iki yufkanın arasına rendelenmiş kabak ve şeker kavrularak sürülür. Yufkaların kenarları bastırılarak birbirine yapışması sağlanır ve sac üzerinde pişirilir. Üst üste konulan gözlemeler yağlanıp kalbura bastırılarak şekil verilir. Kesilerek kaymakla birlikte servis yapılır.

Paşa Pilavı: Haşlanmış patateslerin kabukları soyulur ve doğranır. İçine 1-2 adet haşlanmış yumurta ve soğan doğranır. Maydanoz, karabiber, kırmızı pul biber, yağ ve limon ilavesiyle karıştırılır ve servis yapılır.

Coş Hoşafı: Şeker pancarları temizlenir ve kabukları ile iyice suda pişirilir. 3-4 saat kaynadıktan sonra kabukları soyulur ve ince ince doğranır. Ekşi olması için içine pestil veya erik kurusu ve su ilave edilir. Soğuduktan sonra makarna ya da pilavın yanında servis yapılır.

Höşmerim: Kaymak ve süt bir tencerede kaynatılır. Yavaş yavaş un ilave edilip, karıştırılarak pişirilir. Elde edilen hamur tavaya alınarak tere yağda kızartılır. Üzerine şeker serpiştirilerek servis yapılır.

Saray Helvası: Un yağda kavrulur. Şeker suda ağda kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Daha sonra elde çekiştirilerek liflenmesi sağlanır. Biraz dinlendikten sonra tepsiye konulur. Unun ve şekerin birbirine iyice karışması sağlanır. Tepsiye konulan tatlı, baklava şeklinde kesilerek servis yapılır.

Ezgi Kızıl

Yorum yap

Takip Edin!