Emlak&Konut

Anadolu’nun ilk Türk başkenti

Bursa’nın bir ilçesi olan İznik tarihi, çinileri ve doğasıyla o kadar ön plana çıkmıştır ki çoğu kişi bölgeyi bir şehir sanar…

İznik adını verdiği gölü, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle her toprağı ayrı güzel Türkiye coğrafyasında öne çıkan bir ilçe. Tarihin her döneminde ilgi gören bu yörenin yüz ölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690’dır. Temel geçim kaynağı tarım olan İznik, bereketli topraklara sahip ve Marmara Bölgesi’nin en önemli tarihi ve turistik bölgelerinden biri. Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eseri, tarihsel kent dokusu içinde hala yaşatmakta. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, çinicilik ile 19-21. yüzyıllar arasında en parlak çağını yaşar. Günümüzde hala dünyanın en önemli müzelerinde İznik çinilerine rastlayabilirsiniz. Yerli sanatkarlar, İznik eğitim atölyelerinde çini eğitimleri vermekte ve yeniden restore edilen Süleyman Paşa Medresesi’nde ürettikleri çinileri satışa sunmaktadır.

İznik’in Tarihi

Adeta bir açık hava müzesi olan İznik, antik bir şehirdir. İznik’in çok eski bir tarihte kurulduğu, çevresindeki Prehistorik buluntulardan ve yörede bulunan bol miktardaki höyüklerden anlaşılmaktadır. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulmuş. Bu çağın geleneklerine göre, kurucusu Antigonius nedeniyle de ‘Antigonia’ adını almış. Makedonya imparatoru Büyük İskender’in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemenlikleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nicaia adını verdi. Yörede egemen olan Bithynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279’da Nicaia’yı ele geçirdi. Nicaia bir süre Bithynia Krallığına başkentlik de yaptı. Adına altın sikkeler basıldı ve bundan böyle tarihte ‘Altın Şehir’ unvanı ile anıldı. Nicaia, Bithynia Krallığı İle Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar devam eden savaşlara sahne oldu. Sonuçta, Bithynia ordusu, General Lucullus komutasındaki Roma ordusuna yenildi ve bu göl kentine Nicaea adı verildi. Şehir M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğradı. Bunun üzerinde Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 12i yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak inşa ettiler. Şehri 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirdiler. Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Nicaea Bizanslıların elinde büyük imar gördü. Şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapıldı. Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı. Adını da Nicaea’nın izi anlamında ‘İznik’ olarak değiştirdi. Böylece İznik bugünkü adına kavuşarak, Anadolu’daki ilk Türk başkenti oldu. 600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu 1097 mayısında İznik’i kuşattı. Zorlu geçen savaşlardan sonra Türkler 1097’nin Haziran ayında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlediler. Haçlıların İznik’i alıp Bizanslılara bırakmasıyla bölgede 2. Bizans dönemi başlamış oldu. Selçuklu Türkleri, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildi. Bizans’ın saltanat soyudan gelen Theodoros Lascaris, İznik’e kaçar ve burada imparatorluğunu ilan eder. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin işgali altında olan Bizans İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olur. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişildi ve surların önüne bir ön duvar inşa edilerek şehrin korunması güçlendirildi. Başkent İznik’te Theodoros Lascaris’den sonra dört imparator tahta çıkar. Sonuncu olan VIII. Michael (1259-1282), 1261 yılında Constantinopolis’i (İstanbul) yeniden ele geçirerek Latin İmparatorluğu’na son verir. Böylece Constantinopolis yeniden Bizans imparatorluğu’nun başkenti olur. Osman Bey, zamanında İznik’i ele geçirmek amacıyla seferler düzenler ancak İznik Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedilir. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş olur. Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa imar edilmiş ve birçok cami, medrese, han, hamam bu dönemde yapılmış. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi olmuştur. İznik, Türk kültür hayatında da önemli bir yere sahip. Uzun yıllar birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkez olmuş. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamış. Bu yüzden de İznik’e ‘Ulema Yuvası’ (Alimler Diyarı) denmiştir. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntıları mevcut olan İznik’te tarihin izleri hala hüküm sürüyor.

İznik’in tarihi yapıları ve doğal güzellikleri

İznik Gölü

1648 yılında İznik’e uğrayan Evliya Çelebi bu güzel göl şehri için şöyle yazar: “Burası beşinci iklimin yaşandığı yerdir. Suyu ve havası çok güzeldir. Bu gölün çevresinde 45 tane köy vardır ki, bunlar bağlı bahçeli, camili, hamamlı, küçük birer çarşılı mamur köylerdir. Bu gölün suyunda civar ahali çamaşır yıkar. Hiç sabun sürmedikleri halde yine de bembeyaz olur. Bu gölde 70 çeşit balık bulunur.” İznik Gölü Marmara’nın en büyük Türkiye’nin ise beşinci büyük gölüdür. Tektonik bir tatlı su gölüdür. Teknotik bir çukur içinde oluşan İznik Gölü’nün yüzölçümü 310km2, uzunluğu 33 km, genişliği 12 km, çevresi 95 km’dir. Çevresi bereketli topraklarla dolup taşar. Gölün batısında, Türkiye’nin en geniş piknik alanları bulunur. Günü birlik dinlenme alanları dışında çadır turizmine de açıktır.

Sansarak Kanyonu

Muhteşem bir doğaya ve zorlu trekking parkurlarına sahip olan kanyon doğa severlerin her daim ilgisini çekiyor. Turizm şirketleri bu parkurda doğa yürüyüşleri turları düzenlemektedir. Kanyon, Bursa’ya 82 kilometre uzaklıktaki İznik ilçesinin 17 kilometre kuzeydoğusunda yer alıyor.

Deliklitaş Taş Ocağı

Roma döneminden günümüze dek iletildigi bilinen bölgedeki taş ocaklarının en büyüğüdür. Antik dönem işletmeciliğinin izlerini taşır. Bu ocak, özellikle Roma döneminde yapılan yedi tapınak, tiyatro, forum, Agora, gymnasium gibi anıtsal yapılara taş temininde kullanılmıştır.

Kırgızlar Türbesi

Kırgızlar Türbesi, Yenişehir Kapısı yakınlarında yer alır. Tarihi hakkında çok fazla bir bilgi bulunmamaktadır. 14. yüzyılda Orhan Gazi döneminde yapıldığı rivayet edilir. Yapımı sırasında yontma taş ve tuğla kullanılmıştır.

Yeşil Camii

İznik’in sembollerinden biri olan Yeşil Camii Osmanlı mimarisinin de ilk örnekleri arasında yer alır. Çandarlı Hali İbrahim Paşa tarafından yaptırılan caminin tarihi 1378 yılına kadar uzanır. Cami inşasına 1378 yılında Çandarlı Halil İbrahim Paşa ile başlanmış, ölümü üzerine 1392 yılında ise oğlu Çandarlı Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Yapının minaresi incelendiğinde Selçuklu mimarisinin etkilerine rastlanmaktadır. Bölgenin önemli tarihi duraklarından sayılan Yeşil Camii ismini ise yeşili çinili ve tuğlalı mimarisinden alır.

İznik Kalesi

İznik Kalesi’nin tarihi MÖ. 258’li yıllara kadar dayandığı bilinmektedir. Üç ana kapısı olan kalenin uzunluğu 4 bin 970 metredir ve yüksekliği yaklaşık olarak 10-13 metredir. Kalenin en dikkat özelliği İstanbul ve Lefke Kapılarında bulunan M.Ö. 3. yüzyıla ait olduğu ileri sürüle, bir savaşın tasvir edildiği kabartmalardır.

Dünyaca ünlü İznik Çinileri

Çini; Osmanlı döneminde, sanatın en yüksek mertebesine erişmiş bir ürün olmuştur. Hamurunda yüksek oranda kuvars bulunur. Çininin özelliği olan sertlik, sağlamlık, renklerin canlılığı, parlaklığı ve derinliği, kuvarsın yoğunluğu ile sağlanmıştır. Asırlara meydan okuyan çinilerin renklerinin ve sır’ın bozulmamasının nedeni kuvars’tır. İznik’te 16. Yüzyılda ortaya çıkarılan bu teknik son derece zor bir üretim şeklidir. Dünya sanat tarihi içinde çok önemli bir yeri olan Türk çini ve seramik sanatının geçmişi 8. ve 9. yüzyıllara, Uygurlara kadar uzanır. Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklular’dan kalan bu mirası, Anadolu’nun kültürel geçmişiyle birleştirerek başarılı bir senteze ulaşmıştır. İznik Çini Sanatı’nın ana hatlarının oluşmaya başladığı Anadolu Selçukluları dönemindeki ilk en önemli teknik gelişme, sırlı tuğla tekniği ve düz renkli çinilerdir. Bu dönemin renkleri firuze, kobalt mavi, patlıcan moru ve siyahtır. Sözü edilen bu tekniklerin dışında, sivil mimaride ve saraylarda kullanılan farklı tekniklerle de karşılaşılır. Bunlar minai, sıraltı tekniği ve lüster tekniğidir. Minai tekniğinin en yetkin örneklerine, Konya Alaadin Sarayı’nda rastlanır. Minai tekniğinde üretilen bu çiniler, mor, mavi, firuze, yeşil, kırmızı, kahverengi ve siyahtır. Bu teknikte boyaların bir kısmı sıraltına işlenir, bir kısmı ise sırüstüne işlendikten sonra ikinci kez fırınlanır. Bu teknikte tema, saray hayatını anlatan minyatürlerdir. Ayrıca Anadolu Selçukluları’nda kare, altıgen ve üçgenlerden oluşan düz ve yaldızlı çiniler de duvar süslemelerinde kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları’nın parlak dönemi, Osmanlılar Dönemi’nde sarayın büyük desteği ile gelişir. Bu gelişim farklı tekniklerin, renk ve desenlerin oluşmasına yol açmıştır. 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyıl başı Osmanlı çini sanatı açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Bu dönemde geliştirilen ilk teknik mavi-beyaz tekniktir. 17. yüzyıl ortalarına kadar süren bu tekniğin en belirgin özelliği sert ve beyaz hamurdan üretilmesidir. Mavi-beyaz tekniğin desenlerinde yoğun olarak 15. yüzyıl Ming porselenlerinin etkisi görülmektedir. Osmanlı saray nakkaşlarının elinden çıkan desenler, İznik atölyelerinde uygulanır ve pişirilir. Bu dönemde karo üretimi, evani üretiminin gerisinde kalmıştır. Üretilen karolarda ise altıgen form ön plana çıkmaktadır. Bu çinilere İstanbul Topkapı Sarayı’nda rastlanmaktadır. 16.yüzyıl ortalarına kadar yanlışlıkla Şam işi olarak adlandırılan evaniler yine İznik’te üretilmiştir. Çiçek ağırlıklı bu üslupta, kobalt mavi, firuze yanında patlıcan moru, kimyon yeşili kullanılmıştır. Bu üslupta duvar karosu birkaç yapının dışında kullanılmamıştır. 16.yüzyılın ikinci yarısından itibaren çiniler kırmızı sıraltı tekniği ile üretilmiştir. Bu teknikle üretilen çinilerin üretim yeri yine İznik’tir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemi olan Kanuni Dönemi’nde üretilen bu çiniler artık tam anlamıyla mimaride kullanılmaya başlanmıştır. Mimarbaşı olan Sinan’ın zamanın en görkemli yapılarında çini kullanmayı tercih etmesiyle ilgili olarak karo üretimi evani üretiminin önüne geçmiştir.

İznik’e yolunuz düşerse…

• Çini Çarşılarını ziyaret etmeyi unutmayın.
• Lefke, Yenişehir ve İstanbul kapılarını görün.
• Bayraklı dede denilen tepeden İznik’i kuşbakışı izleyin.
• Pek çok önemli eseri bünyesinde barındıran İznik Müze’sini ziyaret edin.
• İznik Gölü’ne karşı lezzetli balıklar yiyin.
• Roma Tiyatrolarını görün.
• Tek bir çivi kullanılmadan sadece ağaçtan inşa edilmiş Elmalı Ağaç Camii’ne gidin.

Yorum yap

Takip Edin!