Emlak&Konut

Burası bir mimarlık ofisinden ziyade bir atölye

“Emlak Konut’la çalışmak, projeye bakış tarzımızı değiştirdi. Emlak Konut’un sıkı çalışma tarzı bizi bir anlamda disipline ediyor. Bizim için çok faydalı bir tecrübe oldu”

Loft Mimarlık’ın kurucusu Mimar Harun Senegör ile mimarlık ve projeleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben mimarlık eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde aldım. Aslında o zamanki imtihan sistemi ve üniversite sınav sistemine göre iki aşamalı sınav sisteminin olduğu dönemdi. 1981’de üniversite sınavına girdim. Aslında tesadüfen mimarlığa girdim, son dakika mimarlığı listeme eklemiştim ve tesadüfen mimarlığı kazandım. Kazandıktan sonra çok severek okudum. Hakikaten bu meseleğin bana uygun bir meslek olduğunu düşündüm ve çok yoğun bir üniversite eğitim programından geçtim. Dediğim gibi 1981’de girdim İstanbul Teknik Üniversitesi’ne ve 1985 yılında normal lisans eğitimini bitirdim. Daha sonradan da 1989’da da yüksek lisans eğitimini bitirdim. Yüksek lisans eğitimini de prefabrik yapılar üzerine yapmıştım, çok enteresan bir konuydu ve bu süre zarfında da oldukça yoğun bir şeklide gerek yurt içinde gerek yurt dışında staj gibi birçok çalışma fırsatım oldu. Bu şekilde çok rahat göz açıp kapayıncaya kadar geçen oldukça yoğun bir eğitim süreci yaşadım diyebilirim. Çok iyi hocalarla okuduk. O dönemin en iyi mimarlarıyla çalışma fırsatı buldum. Bu açıdan da hakikaten şanslı olduğumu düşünüyorum… Güzel bir eğitimdi. Ondan sonra da uzun süre başka firmalarda çalışarak mimarlık kariyerime devam ettim. 1998 yılında ise Loft Mimarlık’ı kurdum. 1998’ten bu yana da Loft Mimarlık adı altında gerek mimarlık gerek de uygulama işlerine devam ediyoruz.

Ortaklarınız var mı?

Kurucusu benim, tek başımayım. Yanımda da çok sevdiğim, benim yanımda yetişmiş, gerek inşaat bölümünden gerek mimarlık bölümünden arkadaşlarım var. Onlar da bir nevi ortak gibidir. Beraber bu firmayı yürütüyoruz. Hem proje olarak hem yurt içinde hem yurt dışında. Bu firmanın bir özelliği de şu aslında hem proje yapıyoruz yurt içi ve yurt dışında, hem de çok eskiden beri meraklı olduğumuz tasarımları uygulama fırsatı buluyoruz. Bu yaptığımız işlerin bir kısmı böyle. Dolayısıyla burada çalışan arkadaşlarımızın, hem imalat hem uygulama hem de bir yandan çizdiklerini birbiri ile mukayese ederek doğru detayı çizmek konusunda şansları var. Bu konuda oldukça yoğun bir deneyimimiz var. Onun haricinde sadece proje işlerimiz de var.

Mimarlık bir bütün içerisinde parçadır, onu ancak bir bütün içerisinde değerlendirmek gerekir.

Tasarımlarınız yaparken ön planda tuttuğunuz kriterler var mı?

Tasarımda biliyorsunuz bir takım yaklaşımlar var. Son zamanlarda projelere baktığınız vakit daha cok görselliğe dayalı çok çok hızlı sürelerde meydana getirilen tahmini görsel projeler olarak görüyorum. Bana göre mimari fonksiyon çözümlemelerinden ve olayın irdelenmesinden başlar. Biraz yetişme tarzından sanırım biz önce fonksiyona sonra görselliğe önem veririz. Yerleşim doğruysa binanın dış cephelerini binanın bulunduğu yöreye uygun oluşturmaya başlarız. Bu önemli bir konu. Binayı bağımsız düşünmek yerine bulunduğu bölgenin parametrelerini modern dil ile yorumlamak gerekir. Bence mimarinin esas mahareti burada. Yani kendine has bir tasarım derken yüksek binalardan alçak binalara olsun birçok tasarım gereçekleştirdik. Bu binalara genel anlamda bakıldığında modern bir üslup ile işlendiğini söyleyebiliriz. Yapı tarzı olarak bizim yoğunlukla son 10 yıl içerisinde çalıştığımız yapılar çok fonksiyonlu yapılar. Bunun dışında otelleri sayabiliriz. Ofis binaları alışveriş merkezlerini sayabiliriz. Yoğun olarak konutlara çalıştık, özel villara çalıştık. Çevreden etkilenmemek mümkün değil tabii ki çevreden etkileniyorsunuz ve bu elemanları kendi yapınızda kullanıyorsunuz ve bunları bir araya getidiğinizde benim gördüğüm daha modern yapılar oluşturduğunuzdur. Mimar kendine göre bir şehir yapmaya çalışıyor ama diğer yandan da etkin rol oynayan bir müşteri profili var. Kısmen müşteri odaklı bir mimari tarzımız var diyebilirim ama çok genel bakarsak modern bir çizgimiz var diyebilirim.

Emlak Konut ile gerçekleştirdiğiniz projelerle ilgili bilgi alabilir miyiz?

Bizim Emlak Konut ile işbirliğimiz Nidapark İstinye Projesi ile başladı diyebilirim. Bu uzun soluklu bir proje Emlak Konut’un yaptığı projeler arasında gördüğüm kadarıyla tarz itibarıyla diğer projelerinden sanki biraz daha farklı bir proje. Bir kere yayvan ve az katlı bir proje. Biz genelde emlak konutun projelerinde dikey ve yoğun yerleşimli projeler görüyoruz. Evet bu projede de bir yoğunluk var fakat bu yoğunluk dikey değil, yatay bir sekilde gelisen bir proje. Aynı zamanda bizim bu bölgede bu tarz çok yapımız olduğundan dolayı biz de bu bölgede Emlak Konut ile çalışma fırsatı bulduk. Emlak Konut’un bizi tercih etme sebeplerinden biri de buydu aslında. Emlak Konut’u proje sürecinde tanıma fırsatı bulduk hala daha projemiz devam ediyor. Bana çok ilginç geldi Emlak Konut’la çalışmak. Bizim projeye bakışımızı değiştirdi diyebilirim. Emlak Konut’un hareketi ile normal piyasanın hareketleri arasında büyük farklılıklar var. Her şey bir yana her konutun bir kendi yönetmeliği var. Emlak Konut’un sıkı çalışma tarzı bizi bir anlamda disipline ediyor. Konuya bakış tarzımızı değiştiriyor. Bizim için çok faydalı bir tecrübe oldu diyebilirim.

Türkiye’de pek çok bölgede kentsel dönüşüm çalışmaları yönetiliyor. Siz bir mimar olarak değerlendirdiğinizde iyi bir dönüşüm nasıl olmalıdır?

Ben bir tecrübemi paylaşmak istiyorum. Biz Moskova’da bir projede çalışıyoruz. Moskova’nın oldukça önemli bir yerinde, merkezinde oldukça güzel bir yeşilliğin içinde geniş açıklıklı bir Aqua Park kapalı akvaryum projesi için çalışıyoruz. Orada işler şöyle işliyor… Önce siz projeyi oluşturuyorsunuz, bu projenin ön konsepti oluşturuluyor. Bu ön konsepti ilk etapta iş veren ve yatırımcı projeye başlamadan önce alıyor projeyi Moskova Belediyesi şehir mimarına diyor ki biz böyle bir şey düşünüyoruz. Bu şehir mimarisi açıdan bölge açısından sizin açınızdan uygun mu değil mi bir konsey toplanıyor ve proje değerlendiriliyor. Bu alınan karar doğrultusunda ya kabul ediliyor ya da bazı değişiklikler yapılıyor. Sonuç itibarıyla bu yapılan yapının çevreye, çevre mimarisine uygun olup olmadığı, aynı zamanda yakın çevrede oturan insanlar tarafından olumlu olup olmadığı konuşuluyor. Şimdi Türkiye için kentsel dönüşüm projesi vazgeçilmez bir olay aslında, ancak kentsel dönüşüm projelerinin değerlendirilme şekli nasıl olmalı, bence bunu biraz tartışmak lazım. Aslında bunlara şehir bazında şehircilik ölçeğinde bakılması lazım. Bunu tekil bir yapı olarak değil, biraz daha global olarak bütün semti, hatta bir tık daha büyük ölçekte yakın çevresi ile beraber ele almak lazım. Yatırımcı ne yapmayı düşünüyor, yapılacak olan yatırımın buraya katkısı var mı yok mu? Yapılacak olan binanın şekli nedir? Bu binayı yaptığınız zaman insanlar burada kendisini nasıl hissedecek ? Bunlar bence önemli kriterler… İstanbul Türkiye özellikle son 10 yılda mimarlık ve inşaat alanında çok büyük atılımlar yaptı. Bize en son bir proje geldi Amerika’da Washington’da çok enteresan Washington’ın tarihi bölgelerinden birinde yenilenecek olan bir konut binası. Bir kentsel dönüşüm projesi aslında. Şimdi biz onunla ilgili bir çalışma yapacağız. İlk gelen silüetlere bakıyorum. Hakikaten binanın yandaki binalarla yüksekliği arasında bir ilişki var. Kullanılan yerel malzemeler kullanılmış, mimari tarz mimari üslup yandaki binaları anımsatıyor yüksekliğe bakıyorsunuz aşırı bir yükseklik yok ancak kendi içerisinde yapıcı ve güzel bir bina ortaya çıkmış. Şimdi biz onunla ilgili olarak cephe ekipleri yapacağız. Şimdi neden burada olmasın belli bir silüet anlayışı? Biraz daha şehircilik ölçeğinde bir gustonun gelmesi gerekiyor. Yani bugün Avrupa’nın birçok kentinden şehir merkezine çıktığınız vakit ‘ya bu ne diyebileceğiniz’ bir bina görmezsiniz. Bütün binalar şehrin yapısına modern karakterine uygundur. Biz burada kopuk kopuk görüyoruz daha bu bağlantıyı sağlayamadık. Benim şahsi kanaatim budur. Tabii bu bir süreç, bunun da öğrenilmesi lazım. Son 10 yılda 12 yılda Türkiye’ye çok önemli mimarlar geldi. Bu mimarlar sayesinde bizim kendi mimarlarımız da onlardan çok şey öğrendi. Son zamanlarda yapılan yapılarda bunların yansımalarını çok görüyoruz. Ancak bence aynı zamanda şehircilik konusunda tecrübeli ve çalışma yapmış ileri düzeydeki yabancı firmaları da işin içine sokup onlarla beraber toplu bir çalışma yapıp buradaki yerel firmaların onlardan tecrübe kazanmasını sağlamak lazım. Mimarlık tek başına olmaz. Mimarlık bir bütün içerisinde parçadır, onu ancak bir bütün içerisinde değerlendirmek gerekir. Tek başına bir mimari ben düşünemiyorum. Bunu biz de yapıyoruz ama yanlış yapıyoruz. Çünkü müşteri geliyor, projeyi geri çeviremiyorsunuz yapmak durumunda kalıyorsunuz, aceleniz oluyor. Genelde bir acelecilik var. Bence bu bir disiplin, zamanla yerleşeceğini düşünüyorum. Ama bir de şöyle bakıyorum mesela… Örneğin biz Temapark Emlak konut projesinde çalıştık. Biz o projenin bir bölümünü yaptık. Mesela o projeyi ben kendi içerisinde çok tutarlı buluyorum, oldukça büyük bir alan ve çok tutarlı. Kendi içerisinde baktığım zaman başarılı bir proje olarak görüyorum. Şehrin dışına çıktıkça bölgelerin kendi içerisinde yapılan büyük ölçekli projelerdeki yerleşimler, silüetler bence oldukça başarılı. Özellikle son yapılan projelerde gerek kullanılan malzeme açısından gerekse binanın mimarisi açısından ben biraz özenti biraz boş yere harcanmış bir israf görüyorum. Bizim ofislerimizin bu konuda eksik yanı var. Ama yakın bir gelecekte bunlar da öğrenilecek, daha çok deneyim sahibi olacak firmalar bu konuda… Böyle bir inancım var.

Türkiye’de güncel kentsel dönüşüm çalışmalarınız var mı?

Türkiye’de en son yaptığım proje, Feriköy’de bir kentsel dönüşüm projesiydi. Bundan 2 sene önceydi sanıyorum. O proje Türkiye’nin en iyi kentsel projesi seçildi. Çok hoş bir projeydi. Feriköy’de eski bir fabrika alanına ticari artı yerleşim projesi yaptık. Çok keyifle yaptığım projelerden biridir. Çok büyük proje değil ancak yaparken çok keyif aldığımız projelerden biridir. Binanın araziye yerleşmi içerisindeki kapalı alanların değerlendirilmesi açısından çok rasyonel olarak çözülmüş bir proje olarak kabul ediyorum. Şu an kentsel dönüşüm projesi olarak bir iki tane otel projemiz var ama onlar daha netleşmedi. Üzerinde çalışıyoruz. Son zamanlardaki yatırımların durması nedeni ile müşterimiz o projeyi de durdurmuş vaziyette. Kent içerisinde kentsel dönüşüme tabi olan projeler yapıyoruz. Buna ekseriyetle konut ticaret ve otel projeleri oluyor genellikle.

Bütün projeler kuşkusuz sizin için çok değerli ancak sizde yeri farklı olan projeniz nedir?

Aslında bir tane değil bir iki tane var. Bundan 6-7 sene önce Moskovo’da gerçekleştirdiğimiz bir alışveriş merkezi projemiz var. Biz o proje ile o dönemde Rusya’nın en iyi alışveriş projesi ödülünü kazandık. Örneğin o projeyi söyleyebilirim. O projeyi çok yakın arkadaşım olan Cem Erözü ile birlikte tasarladık. Hem mimarisini hem iç mimarisini yaptık. Benim gerek müşteri ilişkileri gerek mimariye bakış açısı gerek ortaya çıkan ürün olarak çok keyif aldığım projelerden bir tanesi diyebilirim. Yaklaşık 200 000 metrekarelik kapalı alanı olan bir proje. Hem mimarisini hem iç mimarisini yaptık her şeyini çözdük. Ondan sonra da yapım aşamasında da kontrollerini yaptık. Bittikten sonra gururla baktığımız bir proje. Hala bazen seyehat ettiğim zaman oradan geçip bakarım. Hala mimari olarak güncelliğini koruyan bir yapı. İki tane daha projem daha var. Temapark’taki bütün birimlerin buluştuğu bir meydan projesi tasarladık. Bu proje bir Amerikalı firma ile ilk proje birlikteliğimiz olmuştu. Çok keyifli bir süreç oldu. Projeye bakış açısı Amerikalıların çalışma yöntemleri bizim çalışma yöntemlerimizle harmanladığında çok enteresan deneyimlerimiz oldu. Sonuçta güzel bir ürün çıktı ortaya. O projeden çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Burada yapmış olduğumuz Şekerbank Kule, Şekerbank Ofis binası o da benim çok severek tasarladığım projelerden bir tanesidir. Mesela şu an bir Aqua Park projesi yapıyoruz. Müthiş keyif alıyoruz. Üç boyutlu modelini yaptık, sunumumuzu yaptık, Rusya’da belediyeye sunduk. Proje belediyede şimdi. Bazen küçüçük bir anaokulu yapıyorsunuz, mesela 1000 metrekare bir anaokulu yaptık çok keyif aldık. Aslında projenin büyüğü küçüğü değil, yapmış olduğunuz işten keyif almanız içerisinde birçok etkeni barındırıyor. Müşteri profilinden başlıyor. İkincisi sizin konuya bakış tarzınız, analiz etmeniz ve ekipler. Bütün bunlar bir araya gelip de güzel bir harmoni çıktığı zaman zaten projenin gidişi güzel oluyor. Ama dediğim gibi bunun içerisinden iki üç tanesi benim için çok özel projelerdir. Umarım bundan sonra da böyle özel projeler yapma fırsatım olur.

Son olarak ileriye dönük hedef ve planlarınızdan biraz bahseder misiniz?

İleriye dönük planlarım bugüne kadar düşünmediğim hobilerimi biraz daha geliştirmek ve onlara daha fazla vakit ayırmak, oğluma daha fazla vakit ayırmak. Şöyle söyleyeyim ben 1981’de bu meslek hayatına atıldım. 1981’den itibaren ya bir mimarla ya da kendi başıma çalıştım. En büyük hayalimiz projeleri belli sürelerde yapabilip bunun dışında kalan süreleri kendimize ayırabilmek. Hobileri olan bir insanım. Mimarlık yaparken o hobilerimi yapabilmek ve mimariyi de keyifle yapmak önemli. Mimarlık hayatı biraz piyasa koşullarından biraz müşterilerin beklentilerinden dolayı değişti. Ben hala eskizlerimi elle çizerim, arkadaşlar onları elektronik ortamda çizmeye başlar. O dönemlerde düşüneceğiniz ve harcayabileceğiniz zaman fazlaydı, bir yıl içerisinde en fazla iki proje yapardınız. Şimdi şartlar değişti , çağ itibarıyla öyle bir zamana geldik ki şu an da hiçbir şeye vakit yok. Müşteri geldiği zaman bizden bir talepte bulunduğu vakit biz artık ne zaman diye sormaya korkar hale geldik. Çünkü biliyoruz ki gelecek hafta üç gün sonra ya da 4 gün sonra gibi bir yaklaşım var. Bu durum da mimarı belli bir stres altına sokuyor. Söz verdiğiniz vakit o süreçte bir şey sunmanız lazım. Kısa sürede teslim etmeniz gerektiği zaman biliyorsunuz ki bazı etapları geçmek zorunda kalıyorsunuz. Gereken analizleri yeterince yapamıyorsunuz. Konuyla daha fazla ilgilenemiyorsunuz, gözünüzden kaçan noktalar oluyor. Sonuç olarak çıkan sonuç müşteriyi çoğunlukla memnun ediyor. Çünkü müşteri almış olduğunu ürünün altına bakmıyor. Sadece dıştan bakıyor. Ancak süreçler o kadar kısaldı ki biz mimarlık yapar halde değiliz. Ötesinde bir şeyle uğraşıyoruz. Devamlı olarak çok hızlı bir şekilde üretim var. Üretim var ama bazen ürettiğinizin doğru olup olmadığını bilmiyorsunuz, çünkü inceleyecek vakit kalmıyor. Bu bence son derece yanlış. Onun için bu stres ortamı insanı geriyor. Gerdiği için de ya diyorum acaba mimarlığı biraz yavaşlatsak da biraz hobilerimize ağırlık verip yaşamdan keyif alsak diye tabi bu da işin şakası. Biz aynı yıl içerisinde 15-20 proje yapmayı seven bir büro değiliz 6-7 bilemedin 8 proje ile aynı anda ilgileniriz. Çünkü bizim yaptığımız projelerin bir kısmının uygulama ayağı da oluyor. Dolayısıyla oraya harcadığımız yoğun bir emek var. Biz bir yandan proje yapıyoruz, bir yandan da malzemeye dokunup detayların doğru olup olmadığını irdeliyoruz. Onu takip etmek de başlı başına bir iş. Onun için biz çok fazla proje almak taraftarı değiliz. Yıl içerisinde altından kalkabileceğimiz kadar proje yapmaya özen gösteriyoruz. Özellikle ofisimizde çalışan mimar sayısına çok dikkat ediyoruz. Genellikle yirmi mimarın üzerine çıkmamaya gayret ediyoruz. Bunun da sebebi şu: yirmi mimarın üzerine çıktığınız zaman burası bir mimarlık ofisinden çıkıp bir fabrikaya dönüşüyor. Bir kere bütün mimarlarla ilgilenmek bütün projelerle ilgilenme şansınız olmuyor. Ben şahsen bütün projelerle ilgilenmeyi tercih ediyorum. Zaten bu işin keyif veren kısmı da bu. İlgilenemediğim bir projeden keyif almıyorum. Dolayısıyla hem mimari eleman sayısı hem de gelen proje sayısını dengede tutmak gibi bir eğilimimiz var. Bence az sayıda iyi yönde çalışmalar yapabileceğimiz projeler yapmak en büyük hedefimiz. Aslında bu yönde ilerliyoruz. Şu andaki çalışma düzenimiz biraz da öyle. Yaptığımız projeler son derece keyif verici projeler. Biz bu keyfi sadece kendi tarafımızda değil müşteri tarafında da hissediyoruz, yani müşteri de keyif aldığı vakit biz daha çok keyif alıyoruz. O açıdan dediğim gibi altından kalkabileceğimiz sayıda nispeten keyif alabileceğimiz sonuçları güzel olacak projeler üretmek en büyük hayalimiz. Bence biz heralde bu çizgide devam edeceğiz. Çünkü burası bir mimarlık ofisinden ziyade bir atölye, zaten ortam olarak da atölye ortamıdır burası. Burada herkes birbiri ile proje detaylarını konuşur, tartışır… Güzel bir çalışma ortamımız var dolayısıyla ben bu ortamı hiçbir zaman kaybetmek istemem.

 

Ezgi Kızıl

Yorum yap

Takip Edin!